Ana Sayfa Yazarlar Yeni yıl psikolojisi

Yeni yıl psikolojisi

Yine yeni yıla girerken yeni dilekler dilendi, temennilerde bulunuldu bile. Geçmişin değerlendirmesi yapıldı ve her şey o günden sonra değişecekmiş gibi beklenmeye başlandı. Derken böyle durumlarda aklıma hep Lou Andreas Salome’un bir sözü geliyor. ‘Dünya sana hediye sunmaz, inan bana. Bir yaşam istiyorsan, çal onu.’ Ne güzel de demiş Salome. 

Bizim onu çalabilme gücümüz hep mümkün; başka birileri ya da başka bir şeyler bizim istediğimiz gibi değiştiremeyecek dünyamızı. O yüzden istediğimiz dünya için harekete geçmemiz gerek. Elimizi taşın altına sokmamız gerek. Ve en önemlisi de bizlerin kolektif harekete geçme vakitlerine de çok ihtiyacımız olduğu yıllar bu yıllar, değil mi?

Tabi ki umut etmeli, umut her şeyin başlangıcı, neyi istediğimizin haritası. Ama unutmamalı da bir yandan kolektif olmanın gücünü ve kolektif düşler kurmayı. Oysa yeni yıla girerken yine etrafımız bireysel ve kendi içsel süreçlerimizin merkezinde kararlar almamız gerektiğine dair spotlarla doldu. Tabi ki böyle kararlara da ihtiyacımız var ama bu indirgemeci ve ben merkezli bakış açısı, belli sınırlar dahilinde kalmamızdan bir adım öteye taşımıyor bizi. Tam da bu noktada bıçak sırtı olan sınırlarda dolaştığımızı görmezden gelemeyiz. Devamlı bireye yüklenen yapabilirsin, sen istersen başarabilirsin, devamlı mutlu ve devamlı zevk odaklı tercihler yapmalısın ve seçimlerinin sonucunu yaşıyor olmak da senin bedelin mesajı aslında bir yerde eğer mutsuz olursan veya depresif ruh halinde isen bu senin başarısızlığın demekten başka bir şey değil de ne. Yani sen bu sistemde her şeyi başarabilirsin, zaten devamlı seçenekler üretmekten geri kalmayan kapitalizm sana bir sürü fırsat sunmakta(!) Bunu değerlendiremeyen yine sensin. Ve bundan sadece ve sadece

Suçlusun!

Bu döngüde birbirine yetişmeye çalışan bizler de sistemin açtığı açıkları devamlı kapatmaya çalışıp yetişemedikçe onların alması gereken sorumluluğu alan, alamayıp altında kalınca suçlu olan yine bizler. Dikkat ettiyseniz elimizde kalan sistemden umut göremedikçe insanlar kendi yardım kampanyalarını oluşturmaya başladı. Ama bu asıl durumu görmezden gelmemizi sağlayıp suçlu hissetmemize daha çok sebep olmak değil de ne? O yüzden devamlı bireylerin birbirini suçladığı bir sarmalda asıl suçlu kim onun aranması gerektiği düşündürülmekte. Oysa ki sınavlara iyi hazırlanırsan kazanabilirsin, kendi potansiyelini keşfedersen yeni yollar bulabilirsin, daha nitelikli olursan kariyer basamaklarını tırmanabilirsin ve orada ki insanlarla rekabetçi bir şekilde savaşırsan daha ileri basamaklara ilerleyebilirsin, diğerleriyle savaşmak için bedenini de kullanıp onu da bu savaşa hazırlayabilirsin(!) Depresif ruh haline bu koşullarda girmemelisin çünkü daha fazla toplumsal adanmışlığa ihtiyaç vardır ve bunun için günümüz popüler eğlence anlayışlarına katılabilir, gözler önünde popüler ve gösterişli ilişkiler kurabilirsin ya da popüler sporlar yapabilirsin(!) Birden işsiz de kalabilirsin ama zaten kendini motive edip niteliklerini yeniden gözden geçirip yeniden iş bulabilirsin bütün bunlar için depresyona girmene gerek yok(!)

Bunları yapmışsan zaten başarırsın ama yapmadıysan suçlu yine sensin! Bu da kişinin kendisini devamlı eleştiren kendisini suçlayan bir döngüye götürmekten başka ne işe yarar.
Önce belirleyenlerini göstermeden, bağlamından koparıp bir sistem yaratıyorlar. Sistemi unutturup her şeyi ve herkesi özelleştiriyorlar. Özel hissetmemizi sağlayan ve oluşturan ne varsa kişiselleştiriyorlar ve yalnızlaştırıyoruz sonra ötekine yabancılaştırıldığımız haldeyken çok seçenekli baş etme yolları sunuyorlar. Daha sonra onca seçenek varken bunlarla baş edemezsen başarısız, değersiz ve yalnızsın diyorlar. Başta sistemi oluşturan belirleyenler sonuç noktasına gelindiğinde etkisiz elemanmış gibi dışarda bırakılıyor, sorgulanmıyor ve yine bütün bu süreci bireyin tepesine boca edip defalarca yaralıyorlar. Yalnızlaşan, yabancılaşan, kişiselleşen ve sonra çözüm bulamayan insan etki alanının dışında tutuldukça bu döngü yaralıları görmeden döngüyü devam ettirmenin derdin de devam ediyor.

Bu noktada günümüz ruh sağlığı uzmanlarının da tanı kriterlerini belirleyen DSM, tanı koymamızı sağlayan tanı kılavuzu çerçevesinden depresyon tanımı, o kılavuzların varsayımları maalesef ki yetersiz olmakla birlikte kapsayıcı olmamaktadır. Depresyonu bugün tek bir kriterle veya kriterlere göre bireyin sürecini şekillendirmeye çalışmakla açıklamak mümkün olmamakla birlikte yetersiz de kalmaktadır.

Kişinin bireysel döngüsüne hapsolduğunu görmezden geldiğimiz bugünlerde zira bu sınırlar içerinde çözüm aramakta sıkışmış kalmış bir ruh sağlığının çerçevesi ve ruh sağlığını da bu çerçeveden ele alıyor olmak bizi pek sağlıklı sonuçlara götürmüyor. Çünkü tam da bu bakış açısının arkasında maalesef ki taraflı, indirgemeci ve ideolojik bir yapı mevcuttur.

Derdim basit bir yaklaşımla bireyi yok saymak değil veya sistem değişirse depresyon kalmaz gibi konuyu sığ bir yere getirmek de değil ama bu döngünün bizi götürdüğü yerin bağlarını doğru kuruyor olmanın bu süreçleri yaşarken ve mücadele ederken doğru tanımlamanın önemini gösteriyor olmak. Daha doğrusu bütün bu süreçlere kapsayıcı bakabiliyor olmak. Depresyonla, depresif ruh halinin bile ayrıştırılamadığı yer de aslında depresyona girmeye bile vakti bile olmayan yoksulun günümüzde ne çığlıklar attığını da görmezden gelmeden yapmak gerek bunu. Ve bu bağlamda ruh sağlığının ve danışan ilişkisinin yeni bir yapılanmaya ihtiyacının da olduğunu biliyor olmak gerektiğine işaret etmek.

Geçen yılın ortalarından bu yana ülkemizde kriz ve intiharların çoğalması üzerinden gündem olan bu tartışmaların bu eksenden bağımsız olmaması, tutulmaması önemli. Belki de bu yüzden biz ruh sağlığı çalışanlarının yeni bir yapılanmaya gitmesi gerektiğini de düşünmeliyiz. Fakat işin bu kısmında ilk olarak kendi yapılanmamız için öncelikli olarak bir meslek yasasına ihtiyaç duyduğumuzu söylemekten bizim dilimiz de tüy bitti.

Maalesef ki henüz Türkiye’de psikologların bir meslek yasası mevcut değildir. Bunu ayrıca yazacağım.

Hazır yeni bir yıla başlarken ben de tüm meslektaşlarımla birlikte bu alana bir meslek yasası dilesem, dilemek yetmeyecek. O yüzden tüm meslektaşlarımla önce bu bağlamda bir araya gelmeye, bulunduğumuz yerlerde meslek yasası ile başlayıp nice tartışmaların olduğu eylemlerimizi sürdürmekten vazgeçmeyeceğimize inanıyorum. Ve bunun için susmamak ilk eylemimiz olsun diye başlıyorum bu döneme. Bildiğim bir şey var ki ilk olarak bu alanda da yeniden bir yapılanmaya ihtiyacımız var bunu da bugünün koşullarından ve insanın ihtiyaçlarından bağımsız şekillendiremeyeceğimiz. O yüzden de meslek yasası konuşulurken hepimizin aklına nasıl bir meslek yasası sorusu gelir, gelmeli. Belki de bu yüzden bu yıl da diyebilirim ki bütün bunları daha çok konuştuğumuz, kolektifleştiğimiz, birbirimizi daha az suçladığımız ve suçlu hissettirdiğimiz kapsayıcı bir yıl olsun hepimiz için.

Bizi Takip Edin

2,046BeğenenlerBeğen
619TakipçilerTakip Et
8,129TakipçilerTakip Et

Son Haberler

CHP’li Ağbaba: “Diyanet İşleri’nin İsraflarıyla Vergilerimiz Buharlaşıyor!”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, TBMM’ye sunduğu yazılı soru önergesinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a Diyanet İşleri Başkanlığı’nca kullanılan makam araçlarının sayısını ve bu...

“Ne O’yuz, ne de Bu! Biz ALEVİYİZ”

Erdal KILIÇKAYAAleviler için kutsal kabul edilen Hızır ayında, Viyana’daki Hızır Cemi’nde, 7’den 70’e biraraya geldik, deyişlerimizi söyledik, semahlarımızı döndük, lokmalarımızı paylaştık.Pirin darına durarak Hızır’ı...

Çalınan tarihi eseler Türkiye’de

Türkiye’den İngiltere’ye kaçırılan Isparta kökenli Sidamara tipi lahit Türkiye’ye geri getirildi. Eser Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenecek.1980’li yıllarda Isparta Göksöğüt Belediyesi tarafından 5 parçaya bölünmüş...

Kenanoğlu: Geç Olmadan, Grup Yorum Üzerindeki Yasakları Kaldırın

HDP İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU, TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşma ile Grup Yorum üyelerine uygulanan baskıların son bulması ve ölüm orucunun durdurulması için Meclisi...

Sur’daki yapılar kimin için!

Sur'da bir yılda 7 bin ev yıkıldı, 5 yılda 367 ev yapıldı. Sur mağdurları evlerinin teslim edileceği günü bekliyor.